|
|
|
|
Küçük Kara Balık Denize Ulaşacak (Nevzat Süs)
Küçük Kara Balık’lar Doğa ve Ekin’e İnsan hayatı ilerledikçe geçmiş yıllarda durduğu, yaşadığı eşiklere yeniden bakma isteği duyuyor hiç kuşkusuz… Kafamızın içindekiler, sevinçlerimiz ve hüzünlerimiz. Yanlışıyla doğrusuyla yaşadıklarımız… Sizlere anılarımı anlatmayacağım elbet, zaten o yaşta da değilim… İnsan bu yaşanmışlıklar dehlizinde tutkularını sınamasını öğrenmelidir. Gerek oyuncu gerek izleyici olarak tutkusuz hiç kimse yaşamamalı, yaşayamaz da. Fakat o tutkular yaşamlarımızın iplerini ellerine almaya başladığında savrulup gideriz. Tutkularının ve düşlerinin peşinden giden tanıdığım en önemli düş kovalayıcısı o. Bıkmadan her şeye rağmen yolundan şaşmayan tutkularının esiri olmadan, insana gönlünde biriktirdiği her şeyi her duyguyu paylaşmaya hazır olan, bunun için hep çaba sarf eden birisi o: Servet Yalçın. Servet’i ilk defa İnsancıl Kültür Merkezinde izledim, psiko-tiyatro yapıyordu. Oyundan sonra izleyicilerle söyleşiyor, aklındakini ve yüreğindekini büyük bir coşkuyla anlatıyordu. Düşlerimiz kesişiyordu yer yer aynılaşıyordu, o bir yolda Anadolu’nun en ücra köşelerine kadar ulaşıp tiyatro sanatının nasıl bir karşılaşma olduğunu oyunuyla ve söyleşileriyle anlatıyordu. Düş böyle kovalanır işte… Anadolu’yu didik didik ederek, kültürünün suyundan içerek... Servet Yalçın için yollar ve yıllar geçip gidiyordu bense sokak tiyatrosunu en çarpıcı haliyle alanlara, sokaklara, pazar yerlerine, kampüslere taşımanın gayretini gösteriyordum. 12 Eylül sonrası ilk defa Gazi üniversitesi bahar şenliklerinde faşistlerin ablukasını yara yara sergilemiştik oyunumuzu; Mehmet, Serdar, Songül ve ben. Sonra diğer tüm yaşam alanları… Servet’in düşlerine ortak olup, ver elini Anadolu… Kırk beş koltuklu otobüsün içinde sadece beş oyuncuyuz, diğer koltuklar mı? Kuklalar… İran’da kontrgerillalar tarafından katledilen düş yolcusu Samed Behrengi’nin Küçük Kara Balığı masalını uyarlayıp Black-Theatre yapıyorduk. Çocuklar ve yetişkinler yani herkes izleyebiliyordu oyunu; büyülü bir atmosferde Küçük Kara Balık’tan öğrenecek çok şey vardı. Oyunlar devam ediyorken bu sefer yolumuz Batman’a düştü. Batman sokakları çamurlu… Yüzleri boyalı özel timler sokak başlarını tutmuş, aralarından geçerken dostlarımız “sakın spor ayakkabısı giymeyin, askeriyeye yakın duvarların dibinden yürümeyin” diyorlardı. Öyle yaptık. Yine de yakamızı kurtaramadık. Oyundan sonra bölücülük yaptığımız iddiasıyla savcı karşısına çıkartıldık. Batman sokakları çamurlu dedik ya… Küçük Kara Balık hikâyesi İran’da yazıldı, bu topraklara geldi ve bölücülük yaptı(!) Gece boyu süren ifadelerin alınması, bant deşifresi vs… Güvenlik şube müdürü aynı zamanda terörle mücadele şube müdürü ve oldukça hızlı çıktı. Biran evvel “bu tiyatrocular devleti yıkmak istiyor” deyip bizleri derdest niyetinde. Madde 8 - (Değişik: 27/10/1995 - 4126/1 md.) Bu olaydan sonra Servet’in düşü yara alıyor, oyunlarımız bilinmeyen bir el tarafından engelleniyor. Küçük Kara Balık denizi bulmak için çıktığı yolda engellere takılıyor sürekli, yapmak istediğimiz oyunların ancak yarısını oynayabiliyoruz… Aradan yıllar geçiyor Servet Yalçın inadına devam ediyor; yüreğinde ortaya çıkan bu toprağın ruhunu bulmaya çalışıyor. Yol uzun yüzlerce engel ve engebelerle dolu; Her birini büyük bir ustalıkla aşıp tıpkı Küçük Kara Balık gibi büyük denizlere ulaşmaya çalışıyor. Eşi, yol arkadaşı Aylin Gündoğan ile birlikte 2003 yılında “Anadolu Sirki (Circus Anatolia)” isimli sokak gösterileri yapan bir sirk kuruyorlar. Üstelik hepimizi yutan yok eden büyük bir şehirde değil Muğla’nın Gökova ilçesinde. Onlarca uygarlığa ev sahipliği yapmış bu körfezin sığ sularından Küçük Kara Balık yeniden başka denizlerin keşfine çıkıyor... Hemen bir yıl sonra da Türkiye’nin ilk uluslar arası sirki olan “Avrasya Sirki”ni kuruyorlar. Türkiye’nin her yerinde gösterilerini sunarken bir taraftan da çocuklar için sirk okulu kurup düşlerinin peşinde inatla yollarına devam ediyorlar. Bütün bunlar yetmiyormuş gibi Servet ve Aylin başka mecralar yaratarak denize ulaşmanın yolunu aramaya Turkuaz Gösteri Topluluğu ismiyle devam ederken kendilerini şöyle tanımlıyorlar: "Körmük" olarak tanımlanan ve Anadolu'ya Orta Asya göçleri ile geldiği bilinen, Orta Asya şaman ritüellerine ve savunma tekniklerine dayalı "şenlik kültürü" ile Hititlerden beri aynı formasyonu koruyarak günümüze dahi gelen, Anadolu'ya özgü ritüellerin devamı niteliğindeki "şenlik kültürü" ile birleşerek, Altaylardan Balkanlara, Kafkaslardan Kuzey Afrika'ya değin büyük bir coğrafyayı etkisi altına alan "Gösteri Sanatları - Soyut Kültür Mirası" üzerine çalışmalar yapan Servet Yalçın; 2009 yılında, bu kültür mirasını yeniden canlandırmayı ve uluslararası alanda tanıtmayı amaçlayan bir projenin uygulama alanı olarak Turkuaz Gösteri Topluluğu'nu kurdu. Bütün bunlarla bitmiyor serüven, bir de sirk sanatını yadsıyan gerek sanat çevresinden gerekse ülkeyi yöneten bağnaz çevrelerden de tepkiler alıyorlar. Bunlarla da boğuşmak ise düşlerinin peşinde koşanlara kalıyor. Tiyatro ile sirkin iç içe geçmişliğini, sirkte tıpkı tiyatro da olduğu gibi dramayla hikaye anlatmaya dayalı olduğu vb. hepsini anlatmaya da çalışıyorlar bir taraftan; şöyle diyor bu konuda Servet Yalçın: “…Zingaro Tiyatro gösterilerini bir sirk çadırında ve sirk gösterisi olarak sahnelemektedir. Tiyatronun bu büyük ustaları hiç bir zaman sirki aşağılamadıkları gibi, onu tanıtmak ve anlatmak için sirk okulları kurmuşlardır. Avrupa'da ve Kanada'da kurulan sirk okullarında öğretilenler jonglörlük, akrobasi, hava gösterileri, palyaço eğitimi gibi klasik sirk sanatlarıdır. Tarihteki ilk uygulama yeri Anadolu toprakları olan bu sanatların, bir tek bu topraklarda bu denli tanınmaması ve sanattan sayılmayarak hor görülmesi büyük bir handikap değil mi? İlk kez Hitit kabartmalarında bu günkü ile aynı formatta hiç değişmeden bugüne değin gelen sirk sanatçıları görüyoruz. "Sirk" sözcüğünün dil-kökensel "etimolojik" incelemesi yapılarak Türkçede "Körmük" olarak gördüğümüz ve Kenger Uygarlığında (Sümerlilerde) "Kerker" olarak kullanıldığı bilinen sözcükten, Etrüskler aracılığı ile Latin ve Roma dillerine geçtiği bilinmektedir. Doğu Roma "Bizans İmparatorluğu" döneminde birçok kargaşaya ve hatta ayaklanmalara neden olduğu için son zamanlarda yasaklanan sirk gösterileri, İstanbul'un Türkler tarafından fethedilmesi ile tekrar serbest bırakılmış ancak sirk sanatçıları "oyuncu kolları" olarak kurumsallaştırılarak, gösteriler belli bir düzen ve periyota bağlanmıştır. Neredeyse 500 yıla yakın bir süre devam eden bu gelenek, Osmanlının çöküş yıllarında bu kadim sanatın ustalarının dünyanın dört bir yanına dağılması ile zayıflamış, Cumhuriyet tarihi boyunca da Atatürk'ün talimatı ile kurulan Halkevlerinin organize ettiği bir kaç gezici "Cambazhane kumpanyası" dışında bu konuda pek bir çalışma yapıldığı söylenemez...” Kolay yoldan tiyatro yapmak, dizi peşinde şöhreti kovalamak… Bu çabanın yanından bile geçemez. Yeniden yaratmak, paylaşmak düşlenenin peşinde koşanlar için en önemli yaşam kaynağı. Servet Yalçın ile bir kaç başka oyunda daha sahneyi paylaştık ve Anadolu coğrafyasının saf ve temiz insanlarını aradık. Hepsi çok güzeldi… Şimdi Turkuvaz sirki her yerde karşınıza çıkabilir, Adana’da, Diyarbakır’da, Kars’da, Samsun’da… Çadırından kafanızı içeri uzatın ve büyülü dünyanın havasını ciğerlerinize çekin. Orada Küçük Kara Balık’ları gördüğünüzde sakın şaşırmayın… |





