Anasayfa Makale ve Söyleşi Makale ve söyleşi Yaşamamızın Doğasını Değiştirmek
English French German Greek Italian Russian Spanish Ukrainian Turkish
PDF Yazdır e-Posta

Yaşamamızın Doğasını Değiştirmek (Nevzat Süs/Kavuklu Dergisi)

 

Biraz özledik, biraz gülümseyelim ve anımsayalım İsteyince; Bertolt Brecht’in Amerika’da yaşadığı yıllara gittik. Burada Santa Monica’daki evinde onunla bir söyleşi gerçekleştirdik. Brecht’in sıcak samimi cevapları karşısında fazla bir şey söylemeye gerek yok sanırız

KAVUKLU DERGİSİ Sizin yaratılarınızı, oyunlarınızı okuyup, değerlendirebiliriz kuşkusuz. Fakat birkaç başlıkta sizden dinlemek istediklerimiz var müsaade ederseniz. Öncelikle fazlasıyla tartışılmış, görüşler ortaya çıkmış bir gerçekçilik tartışması var. Lukacs’ın görüşleri ortada peki bu konuda siz ne düşünüyorsunuz?

BERTOLT BRECHT Tiyatronun tiyatro olarak gerçekliğinin sağlanması, insanların bir arada yaşamalarının gerçekçi yansımalarını sergileyebilmesinin bir ön koşuludur. Olayların geçtiği yerler bakımından yanılsamanın gerektiği gibi güçlenmesi ve anında olup biten, rastlantı niteliği taşıyan “gerçek” bir olayda hazır bulunduğu yanılsamasını seyircide doğuran oynayış biçimi her şeyi öylesine doğallıkla donatır ki, seyirci yargı ve hayal gücünü ister istemez seyir dışında tutar, benimser durumu, salt kendisine sunulanı yaşar ve doğa’nın bir parçasına dönüşür. Ne kadar eksiksiz olursa olsun gerçek artistik bir yaratı eylemiyle değişime uğratılmalıdır ki, değişebilir nitelik taşıdığı anlaşılsın ve bu yoldan ele alınabilsin. Bu da işte bizim savunduğumuz doğallıktır, bir arada yaşamamızın doğasını değiştirmektir.

K.D. Hepimiz doğanın birer parçasıyız ama üstat, siz diyorsunuz ki bu yeterli değil hem izleyici olarak kendisini hem de yaşadığı çevreyi, dünyayı değiştirebilmek için düşünsün, etken olsun. Bunun için siz başka bir şey öneriyorsunuz, tiyatro eserinde kesintiye uğratarak özdeşleşmeyi ortadan kaldırıyorsunuz doğru mu anlamışım.

B.B. Çağdaş tiyatro, bir tiyatro yapıtının seyirciye, ancak seyircinin yapıttaki kişilerle özdeşleşmesi ile iletilebileceği varsayımdan yola koyulur. Tiyatro yapıtının seyirciye iletilmesinde başka yol tanımaz ve teknik olanaklarını geliştirirken, özdeşleşmeyi sağlayabilecek yöntemlerin mükemmelleştirilebilmesini sınır beller kendine, bu sınırın ötesine geçemez. Özdeşleşme, sahne sanatlarının toplumsal işlevinin gelişimini giderek köstekleyen bir nesneye dönüşmüştür. Üretici güçlerinin gelişimi için “özgür” bireyin bir engel oluşturduğu çağımızda ise, sanatta özdeşleşmenin varlığını aklatacak neden kalmamıştır. Çağımızın kesin önem taşıyan olayları tek kişilerin bakış açısından kavranılmıyor artık, tek kişilerce etkilenmiyor. Dolayısıyla, özdeşleşmenin yararları diye bir şey kalmıyor ortada. Ne var ki, özdeşleşmenin işlevini yitirmesine da asla yol açmıyor.

K.D. Bu değişiklik, tekniğin bütünüyle yeniden ele alınmasını gerektirmektedir.

B.B. Teknikte başvurulacak değişiklik, hiç de korkulacağı gibi duyguları sanattan kapı dışarı etmeyecek, ama günümüzde egemenliği ellerinde bulunduranlar yararına çalışan duyguların toplumsal işlevini acımasız bir şekilde değiştirecektir kuşkusuz.

K.D. Peki, bu biraz daha somutlanabilir mi? Seyirci bu ayrımı nasıl yapacak? Zannedersem sadece aksiyonu kesintiye uğratacak kimi momentlerle ya da epizotlarla değil sadece.

B.B. Dramatik tiyatro seyircisi şöyle der: “evet ben bunu yaşadım-Ben de böyleyim-Eh doğal bir şey-Ve hep böyle olacak-Adamın durumu yürekler acısı, zavallı için çıkar yol yok. Sanat buna derler işte: Her şey ne kadar da doğal! –Ağlayanla ağlıyor gülenle gülüyor insan!”

Epik tiyatro izleyicisi şöyle der: “Bak bunu düşünmemiştim işte! –Ama öyle de yapar mı adam! –çok garip, inanılır gibi değil! –Ee, yeter artık! –Adamın durumu yürekler acısı, bir çıkar yol var, göremiyor. Sanat buna derler işte: Her şey ne kadar şaşırtıcı! –Ağlayanın durumuna gülüyor, gülenin durumuna ağlıyor insan.”

K.D. Bir de yabancılaştırma efekti tekniği var, gerek Japon tiyatrosunda gerek Avrupa da başka yazarlarca romanlarda öykülerde kullanılıyor. Bu konuda galiba biraz yanlış anlaşılıyor ne dersiniz?

B.B. Bakıyorum da, tiyatroya ilişkin yazılarımın pek çoğu yanlış anlaşılıyor. Bunu, özellikle düşüncelerimin doğruluğunu bildiren mektuplardan ve basında çıkan yazılardan görüyorum. İlgili mektupları ve yazıları okuyunca, “sizinle tamamen aynı kanıdayım, iki kere iki beş eder” cümlesini okuyan bir matematikçi gibi hissediyorum kendimi.  Bakın, Y-efektinin yaratılabilmesinin koşulu, oyuncunun sergilediği olayı sahnede bir anlatıcı –gösterici tutumuyla canlandırmasıdır. Sahneyi seyirciye kapayan, dolayısıyla sahnedeki olayın gerçek içinde ve seyircisiz geçtiği yanılsamasının doğmasına yol açan dördüncü duvar tasarımından vazgeçmesi hiç kuşkusuz zorunludur. Bunlar yapıldı mı, oyuncu ilke bakımından doğrudan seyircilere yönelme gücünü elde eder. Y-efekti tekniği, oyuncuyu, seyircinin kendisiyle özdeşleşmesini sağlamaktan alıkor. Oyuncu rolünü kimi yerlerde hayrete kapılan, kimi yerlerde itirazlara kalkışan biri gibi okumalıdır. Yalnız olayların oluş biçimini değil, canlandıracağı kişinin olaylar karşısındaki tavrını da terazinin gözüne koyup tartmalı, tüm özelliği ve ayrıcalığı içinde kavramaya çalışmalıdır. Rolünü bellemeden önce, metnin nerelerinde hayrete kapıldığını, nerelerinde itirazlara kalkıştığını ezberlemeli, sonra da bunu seyirci karşısında açığa vurmalıdır.

K.D. Tüm okuyucularımız adına çok teşekkür ederiz.

 

*Söyleşide Bertolt Brecht’in cevapları Yılmaz Onay’ın çevirisiyle Kalem Yayınları’ndan “Çalışma Günlüğü” adıyla yayınlanan kitaptan, bir tek son cevap Brecht’in asistanı Ruth Berlau’un anılarından alınmıştır.


—Bu söyleşi daha önce Kavuklu dergisinde yayınlanmıştır.

 
Şu anda 2 konuk çevrimiçi
Anasayfa Makale ve Söyleşi Makale ve söyleşi Yaşamamızın Doğasını Değiştirmek
toolbar powered by www.mit3xxx.de
Tiyatro